Çarşamba, Kasım 30, 2022

Yaşam Amacı Arayan Filozoflar

Hayatı ve yaşamı kavramak için büyük filozofları inceleyebilir ve tüm önemli soruları nasıl gündeme getirdiğine bakabilirsin. Neden buradayız? Amacımız ne? Hayata doyum ve anlam katan şeyler nedir? Başkalarıyla ilgilenmek için sevgi ve motivasyona ne sebep olur?

Sokrates (470 M.Ö.), Platon, Aristoteles ve o zamandan beri bir sürü filozof, tüm insanlık için geçerli olacak güvenilir bilgelik ve gerçeklik için hayata dair cevaplar aramıştır.

Yazar Peter Kreeft, bu cevap arayışını değerli görür ve bu cevaplara bizimle birlikte yanıtlar arar: “Felsefe bize ne yapabilir? Seni bir hindistancevizi gibi, bir yumurta gibi açabilir. Açılmak, yumurtadan çıkmak için tasarlandın. Eğer yapmazsan, çürürsün. Felsefe, beş bedensel duyu gibi, seni kendi karanlık küçük hapishanenden daha büyük bir dünyaya götürür.”

Sokrates, Aquinas, Descartes, Hume, Aristoteles, Machiavelli, Nietzsche, Platon, Sartre, Kant, Kierkegaard ve diğer büyük filozoflar, bizi hayatı yeni yollarla düşünmeye ve sorgulamaya teşvik eder.

Kreeft şöyle devam eder: “Felsefe sizi sadece tatminsiz ve mutsuz yapsa bile, bu iyidir. Cesur Yeni Dünya’dan, Platon’un mağarasından, domuz ahırından ve çamurlu turtalardan [bir C.S. Lewis’in benzetmesi] mutsuz olsan dahi, bu bir ilerlemedir ve aslında gereklidir.”

Cevaplanmamış sorulardan duyduğumuz hoşnutsuzluk, neyi kaçırdığımızı merak etmemize neden oluyor. Peki tatminkâr bir yaşamın sırrı ne veya neler olabilir?

Yaşam Amacı Arayan Filozoflar

Filozoflar genellikle anlam arayışımızı tatmin etmek için mücadele ederler. Çok ünlü olan Friedrich Nietzsche ve Jean-Paul Sartre hayata dair bir değer bulmaya çalıştılar, ancak hepsi iç karartıcı ve kasvetli görüşlere ulaştılar.

Her ikisi de ateist olan Nietzsche ve Sartre, Rab’bin bulunmadığından ve bu nedenle hayatın bir plan olmadan rastgele tasarlandığının kabul edilmesi gerektiğinden emindiler. Her şey öylece olmuştu. Doğal bir amacımız olmadan var olmuştuk. Hayatlarımız mantıksız ve hiçbir anlamı yoktu. Nietzsche, her dürüst insanın umutsuzluğun tek mantıklı sonuç olduğunu anlaması gerektiğini savunuyordu.

Mantıkları harikaydı, ancak ortada bunları destekleyecek hiçbir cevap yoktu.

Peki Nietzsche ve Sartre’ı bu görüşlerinden dolayı önemsememeli miyiz? Kesinlikle hayır.

William Barrett, Irrational Man’de, felsefe tarihindeki muhtemelen en ünlü nihilist ve kötümser olan Jean-Paul Sartre’ı incelemeyi şu şekilde savunuyor: “Kendi varlığımızla umutsuzluk içinde yüzleşmek, onunla hiç yüzleşmemekten daha iyidir.” Umutsuzluk, umuda giden yolda güçlü bir an olabilir.

Bir felsefe çalışması, dünyadaki en büyük şey için size arzu verebilir. O en büyük şeyin pek çok adı ve pek çok niteliği vardır, bilgelik, sevgi, gerçek, iyilik, güzellik gibi. Bütün bunlar Rab’bin tam ve mükemmel sıfatlarıdır. O halde gerçek felsefe, filozof bunu bilmese ve bu ismi kullanmasa da, hatta filozof ateist olsa bile, gerçekten Tanrı’yı ​​aramaktır.

Augustinus, İtiraflar’ında, Hristiyan olmadan çok önce, Cicero’nun felsefeye yönelik büyük nasihati olan Hortensius’u (tarihte kaybolmuş bir kitap) okuyarak bir filozof olduğunda başladığını söylediğinde, bu ilahi anonimliği ima eder. Çünkü o, gerçek Tanrı’yı ​​şahsen tanımadan çok önce sonsuz bilgeliğe âşık olmuştur… Sevdiği şeyin, bilgeliğin, tam olarak yalnızca Rab’da bulunabileceğini bilmeden çok önce.

Bir Yaşam Felsefesi Ararken Kendimizin Ötesine Bakmalı mıyız?

Filozoflar yaşamla ilgili doğru soruları sorarlar ama cevapları veren, bu dünyanın sahibi olan Rab’dır. Bizi yaratan Rab’bin, aklımızın ucundan bile geçmeyecek bir bilgelik, gerçeklik ve hayata dair bir kavrayış vermek istemesine şaşmamak gerekir.

Kendi kendimize yeterliymişiz gibi davranmak istesek de değiliz.

Vücudumuza bak. Sadece sahip olduklarımızı kullanarak hayatta kalamayız. Yaşamak için oksijene, besinlere ve suya ihtiyacımız var. Hiçbiri insanlar tarafından yaratılmayan, aksine bize verilen, kendimiz dışındaki maddelerdir. Oksijence zengin atmosferimize, yediğimiz bitki/hayvan/balık bolluğuna ve yaşam için gerekli olan suya bak. Her şey kendimizi bulduğumuz bu olağanüstü gezegende bize Yaratıcımız tarafından sağlanmıştır.

Aynı şekilde, bu hayatı anlamak için kendimizin ötesine bakmamız gerekir.

Akılla nasıl yaşanır, nasıl sevgi ve amaç bulunur diye bunlar da bize yaratıcımız olan Rab tarafından karşılıksız olarak sunulmaktadır. Bu hayatı O’nsuz yaşayacağımızı asla düşünmemiştir.

Yine de O’nunla bir ilişkiye başlamak ya da başlamamak bizim seçimimizdir. Tanrı’yı bulduğumuzda hem hayatımız hem de özel yaşamlarımız hakkındaki gerçeği anlamaya başlarız.

O zaman bize olan sevgisini deneyimleyebilir ve hayatın en iyi nasıl yaşandığına dair birçok cevap bulabiliriz.

Rab’bin Oğlu İsa Mesih bize açıkça şöyle diyor: “Yol, gerçek ve yaşam benim… Ben insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim”

Hayat bu şekilde anlaşılır hale gelir ve gereksiz tuzaklardan kaçınmamıza yardımcı olur. İsa Mesih şöyle diyor: “Ardımdan gelen asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.”

Augustine, Aquinas, Tolkien, C.S. Lewis ve Dostoyevski, aradıkları gerçeği, bilgeliği ve sevgiyi, araştırmaları onları İsa Mesih’e, Rab’be götürdüğünde bulduklarını söylemişlerdir.

Peki tam olarak ne buldular? Onları bu sonuca ne getirdi?

Augustine şöyle der: “Platon ve Cicero’dan bilge ve çok güzel sözler okudum; ama hiçbirinde İsa Mesih’in dediği gibi “Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm.” dediğini görmedim.”

Dostoyevski, “Mutlak Güzelliği temsil etmeye çalışan tüm yazarlar, yalnız bizim değil, yabancı yazarların da görevi eşit değildir; çünkü bu sonsuz derecede zordur… Dünyada mutlak güzelliğin tek bir figürü vardır o da İsa Mesih’tir.” 

C.S. Lewis, “İnsanlık tarihi, insanın kendisini mutlu edecek Tanrı dan başka bir şey bulmaya çalışmasının uzun ve korkunç hikayesidir.”

Sizi, O’nu kişisel olarak tanımanız için yarattı.

Tanrı, kalbinizdeki özlemi gidermek, sizin yaşamınızın temeli olmak istiyor. Bunun hakkında daha fazla öğrenmek istermisin ?